Ömer Hayyam


 
 


Sen sofusun, hep dinden dem vurursun; 
Bana da sapik, dinsiz der durursun. 
Peki, ben ne görünüyorsam oyum: 
Ya sen? Ne görünüyorsan o musun? 

Için temiz olmadiksan  sonra
Haci hoca olmussun, kaç para!
Hirka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanri kanar mi bunlara?

Var mi dünyada günah islemeyen söyle:
Yasanir mi hiç günah islemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanri, ne farkin kalir benden, söyle.

Felek ne cömert ne asagilik insanlara!
Han hamam, dolap degirmen, hep onlara.
Kendini satmayan adama ekmek yok:
Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!

Bilgenin yüreginde her dilek,
Anka kusu gibi gizli gerek.
Damla nasil inci olur denizde:
Sedefler içinde gizlenerek.

Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacagimi da yazmissin önceden.
Demek günah isleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

Insan bastigi topragi hor görmemeli:
Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
duvara koydugun kerpiç yok mu, kerpiç?
Ya bir Sah kafasidir, ya bir vezir eli!

Hak er geç cimrilerin hakkindan gelir;
Cehennem atesleri onlar içindir.
Ne der, dili inciler saçan Muhammet:
Cömert gavur cimri müslümandan yegdir.

Ovada her kizil lalenin teni
Bir padisahin kaniyla beslendi.
Yerden biten su mor menekse yok mu?
Bir güzelin yanagindaki bendi.

Mal mülk düskünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düser, canlar?ndan bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftir, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.

Gül verme istersen, diken yeter bize.
Isik da vermezsen, ates yeter bize.
Hirka, tekke, post most olasa da olur,
Kilise çanlari bile yeter bize.

Ben ne camiye yararim, ne hayvana! 
Bir baska hamur benimki, baska maya. 
Yoksul gavur, çirkin orospu gibiyim: 
Ne din umrumda, ne cennet, ne dünya! 

Cennette huriler varmis, kara gözlü; 
içkinin de ordaymis en güzeli. 
Desene biz çoktan cennetlik olmusuz: 
Bak, bir yanda sarap, bir yanda sevgili.  
Su testi de benim gibi biriydi; 
O da bir güzele vurgun, dertliydi. 
Kim bilir, belki boynundaki kulp da 
Bir sevgilinin bem beyaz eliydi. 

Inciyi isteyen dalgiç olacak; 
Vari yogu dosta verip dalacak. 
Cani avucunda, nefesi gögsünde: 
Ayagi bas olacak, basi ayak 

Girme su alçaklarin hizmetine: 
Konma sinek gibi pislik üstüne. 
Iki günde bir somun ye, ne olur! 
Yüreginin kanini iç de boyun egme. 

Bir tas bulamazsin ki Dogu ovalarinda 
Küfretmesin bana da, benim zamanima da 
Yüz adim yürü bak, bir dertli insan görürsün: 
Bunalmis, otura kalmis yolun kenarinda. 

Günes atti göge sabah kemendini: 
Aydinlik padisahi atina bindi. 
Için! için! diye bagirdi dört yana 
Canim sabah Sarabinin müezzini. 

Bu kadeh bir bedendir, cana gebe! 
Bir yasemindir, erguvana gebe! 
Hayir; yanlis; ne odur sarap ne bu: 
Bir sudur, bir su ki yangina gebe! 

Gökte bir öküz varmis, adi Pervin; 
Bir öküz de altindaymis  yerin. 
Sen asil iki öküz arasinda 
Tepismesine bak su eseklerin! 

Ey özünün sirlarina akil ermeyen; 
Suçumuza, duamiza önem vermeyen; 
Günahtan sarhostum, ama dilekten ayik; 
Umudumu rahmetine baglamisim ben 

Büyükse de isyanim, kötülüklerim, 
Yüce Tanri' dan umut kesmis degilim; 
Bugün sarhos ve harap ölsem de yarin 
Rahmete kavusur elbet kemiklerim. 

Tanrim bir geçim kapisi açiver bana; 
Kimseye minnetsiz yasamak yeter bana; 
Sarap içir, öyle kendimden geçir ki beni 
Haberim olmasin gelen dertten basima. 

Kimi dinde imanda buldu yolu 
Kimi akil, bilim yolunu tuttu. 
Derken ses geldi karanliklardan: 
Gafiller! Doru yol ne odur, ne bu! 

Bir damla sarap ver Çin senin olsun; 
Bir yudumu bütün dinlerden üstün. 
Söyle, ne var dünyada saraptan hos? 
O aciya tatlilar feda olsun. 

Dünya üç bes bilgisizin elinde; 
Onlarca her bilgi kendilerinde. 
Üzülme; esek esegi begenir: 
Hayir var sana kötü demelerinde. 

Bir elde kadeh, bir elde Kuran; 
Bir helaldir isimiz, bir haram. 
Su yarim yamalak dünyada 
Ne tam kafiriz, ne tam müslüman! 

Ferman sende, ama güzel yasamak bizde: 
Senden ayigiz bu sarhos halimizde. 
Sen insan kani içersin, biz üzüm kani: 
Insaf be sultanim, kötülük hangimizde? 

Yasamanin sirlarini bileydin 
Ölümün sirlarini da çözerdin; 
Bugün aklin var, bir sey bildigin yok: 
Yarin, akilsiz, neyi bileceksin? 

Rahmetin var, günah islemekten korkmam; 
Azigim senden, yolda çaresiz kalmam; 
Mahserde lutfunla ak pak olursa yüzüm 
Defterim kara yazilmis olsun, aldirmam. 

Derde gama yatkin yüregime aci; 
Bu tutsak cana, garip gönlüme aci; 
Bagisla meyhaneye giden ayagimi, 
Kizil kadehi tutan elime aci. 

Akil bu kadehi övdükçe över; 
Alnindan sevgiyle öptükçe öper; 
Zaman Usta' ysa bu canim nesneyi 
Hem yapar hem kirip bin parça eder. 

Yasamanin sirlarini bileydin 
Ölümün sirlarini da çözerdin; 
Bugün aklin var, bir sey bildigin yok: 
Yarin, akilsiz, neyi bileceksin? 

Ey zaman, bilmez misin ettigin kötülükleri? 
Sana düser azaplarin, tövbelerin beteri. 
Alçaklari besler, yoksullari ezer durursun: 
Ya bunak bir ihtiyarsin, ya da esegin biri. 

Yel eser, umutlar savrulur gider; 
Sensiz, bensiz kalir baglar bahçeler; 
Altin gümüs nen varsa harcamaya bak! 
Ölür gidersin, düsmanin gelir yer. 

Dünyada akla deger veren yok madam, 
Akli az olanin parasi çok madem, 
Getir su sarabi, alsin aklimizi: 
Belki böyle begenir bizi el alem! 

Adam olduysan hesap ver kendine: 
Getirdigin ne? Götürecegin ne? 
Sarap içersem ölürüm diyorsun: 
Içsen de öleceksin, içmesen de! 

Camiye gittim, ama Allah bilir niye: 
Ne namaz kilmaya, ne dua etmeye. 
Eskiden bir kilimi asirmistim camiden: 
O eskidi gittim yenisini yürütmeye. 

Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz: 
Kuklaci Felek usta, kuklalar da biz. 
Oyuna çikiyoruz birer, ikiser ikiser; 
Bitti mi oyun, sandiktayiz hepimiz. 

Ramazan ayi bu yil da geldi yine; 
Vurdu bukagiyi aklin bilegine; 
Tanrim bu halka bir gaflet ver de bari 
Ramazani Sevval sansinlar bu sene. 

Bizim sarap içmemiz ne keyfimizden, 
Ne dine, edebe aykiri gitmemizden; 
Bir an geçmek istiyoruz kendimizden: 
içip içip sarhos olmamiz bu yüzden. 

Orucumu yiyorsam ramazanda 
Mübarek aydan habersizim sanma: 
Çileden gece oluyor da gündüzüm 
Sahura kalkiyorum gün ortasinda. 

Bir testici gördüm, çamur içindeydi: 
Ayagi çarkinda, elinde bir testi; 
Testinin basinda bir yoksulun ayagi 
Kulpunda bir padisahin kellesi. 

Bilir misin, yüceler yücesi Tanri, 
Sarap ne zaman çosturur içenleri? 
Pazar, pazartesi, sali, çarsamba, persembe, 
bir de cuma, cumartesi günleri.

Bu zamanda az dostun oldun, daha iyi. 
Herkesle uzaktan hos bes edip geçmeli. 
Can gözünü açinca görüyor ki insan 
En büyük düsmaniymis en çok güvendigi. 

Kim görmüs o cenneti, cehennemi? 
Kim gitmis de getirmi? haberini? 
Kimselerin bilmedigi bir dünya 
Özlenmeye, korkulmaya deger mi? 

Kendimden geçtikçe gelirim kendime, 
Alçalirim çiktikça yüksek yerlere. 
En garibi, içmeden sarhosum da ben, 
Ayilirim her kadehi devirdikçe. 

Ben içerim, ama sarhosluk etmem: 
Kadehten baska seye el uzatmam. 
saraba taparmisim, evet, taparim: 
Ama senin gibi kendime tapmam

Dünya padisahin, kayserin, hakanin olsun; 
Cehennem kötünün, cennet iyinin olsun; 
Tesbih meleklerin olsun, temizlik Rizvan' in: 
Sevgili bizim olsun, cani canimiz olsun. 
Dünyaya geldiler, cosup tastilar; 
Güldüler, eglendiler, anlastilar; 
Bir kadehte siziverdiler bir gün 
Ölüm uykusunda kucaklastilar. 
Biliyorum varligin, yoklugun dis yüzünü; 
Yükselmenin de alçalmanin da içyüzünü; 
Ne çikar öte yanini da bilsem felegin: 
Bezmisim bilgiden, atmisim her türlüsünü 
Yilan gibi tasa girsen de, Saki, 
Sizar ecelin suyu bulur seni; 
Bu dünya toprak, Saki, türkü söyle; 
bu soluk bir yel, sarap ver, Saki. 
Ben biyiklari süpürge etmisim meyhanede: 
Hayirmis, sermis birakmisim ikisini de. 
iki dünyayi karpuz gibi önüme koysalar 
Ne birine metelik veririm, ne ötekine. 
Her gün biri çikar, baslar ben, ben demege, 
Altinlari gümüsleriyle övünmege. 
Tam isleri diledigi düzene girer: 
Ecel çikiverir pusudan: Benim ben, diye. 

Padisah ol, yokluk halkasina gir de; 
Yikan, kirin pasin kalmasin gönülde. 
Meyhaneye ermege gelince biri 
Kendini bil de ne yaparsan yap de. 

Ey dogru yolun yolcusu, çaresiz kalma; 
Çikma kendinden disari, serseri olma; 
Kendi içine sefer et erenler gibi: 
Sen görenlerdensin, dünya seyrine dalma. 

Bilgisizliimi sundum durdum aleme; 
Bir yoksulluk karanligi çöktü gönlüme; 
Utandim günahimdam, müslümanligimdan: 
Bundan böyle zünnar takacagim belime. 

Elimde olsa dünyayi küçümserdim; 
iyisine de kötüsüne de yuf çekerdim; 
Daha dogrusu bu asagilikk yere 
Ne gelirdim, ne yasardim, ne ölürdüm. 

Toprak olup gitmislere sorarsan 
Ha gavur olmussun ha müslüman. 
Kimler bu dünyada elenmemisse 
Ötekinde yalniz onlar pisman 

Yapma diyorsun; yapmamak elimde mi? 
Sen al demisin; nasil çekerim elimi? 
Hem yap hem yapma demek seninki bana 
insaf: Kadeh devrilir de dolu kalir mi? 
 
Seyh fahiseye demi? ki: - Utanmaz kadin; 
Her gün sarhossun, onun bunun kucagindasin. 
Dogru, demis fahise, ben öyleyim; ya sen? 
Sen bakalim su göründügün adam misin? 

Ben kadehten çekmem artik elimi; 
Tutmam senin senin kitabini, minberini. 
Sen kuru bir sofrasin, ben ya? bir sapik: 
Cehennemde sen mi iyi yanarsin, ben mi? 

Tanri, cennette sarap içeceksin, der; 
Ayni tanri nasil Sarabi haram eder? 
Hamza bir Arab' in devesini öldürmüs: 
Sarabi yalniz ona haram etmis peygamber. 

Bayram geldi; isimiz istir bu aralik; 
Horoz kani gibi sarap bollasir artik. 
Gel gelelim esekler de bos gezer simdi: 
Oruç gemi agizlarindan çikar, yazik! 

Niceleri geldi, neler istediler; 
Sonunda dünyayi birakip gittiler; 
Sen hiç gitmeyecek gibisin, degil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.

Bir yanarim Tanri özlemiye Musa gibi; 
Bir ölürüm murada ermeden Yahya gibi; 
Yari gökte kalirim hep bir igne yüzünden 
Hep bir baska derdin terzisiyim Isa gibi.

Öldürmek de, yasatmak da senin isin; 
Bu dünyayi gönlünce düzenleyen sensin. 
Ben kötüyüm diyelim, kimde kabahat? 
Beni böyle yaratan sen degil misin? 
Hep arar dururdum, dünyaya geleli, 
Alin yazisi, cenneti, cehennemi. 
Hocam kesti atti, saglam bilgisiyle: 
Alin yazisi, cennet cehennem sende, dedi. 
Gözüm, kör degilsen, bunca mezari gör; 
Dünyayi saran yalan dolanlari gör; 
Krallar, padisahlar çürüyüp gitmis: 
Ela gözlerine kurt dolanlari gör!

 


Şarap sonsuz hayat kaynağıdir, iç;
Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
Gamı yakar eritir ateş gibi,
Sağlık sularından şifalıdır, iç.

 
Can bir şaraptır, insan onun destisi;
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümü varlık:
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.

 
Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!

 
Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;
Halden anlar bir dost gelip falı görünce;
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.

 
Bahar geldi; başka bir şey istemem kafamda;
Hele akla hiç yer vermem bahar soframda;
Şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:
Söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.

 
Gece, gül bahçesinde ararken seni,
Gülden gelen kokun sarhoş etti beni;
Seni anlatmaya başlayınca güle
Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.

 
Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi;
Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi;
Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar,
Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.

 
Bu uçsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,
Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi;
Biri iyinin kötünün aslını bilir,
Öteki ne dünyayı bilir, ne kendini.

 
Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;
Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok;
Herkes aklına eseni söylemiş durmuş,
İşin kaynağına giden yolu bulan yok.

 
Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
Kopup dallarından toprak olmadalar her gün.

 
Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.

 
Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;
Erdiğim sırları söylemek elimde değil;
Aklım düşüncenin derin denizlerinden
Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.

 
Gören göze güzel, çirkin hepsi bir;
Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir;
Ermiş ha çul giymiş, ha atlas;
Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir.

 
Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.

 
Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
Her işine güzel demek kolaydı.
Böyle mi yaşardı iyiler dünyada,
Evrenin özü doğruluk olaydı?

 
Açılmaz kapıları açmanız mı gerek?
Dünyada insanca yaşamanız mı gerek?
Bırakın öyleyse iki dünyayı birden:
Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!

 
Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.

 
Gönül dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece;
Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde!
Böyle diyen gönül denize kavuşunca
Baktı kendinden başka şey yok görünürde.

 
Dün gece usul boylu sevgilim ve ben,
Bir kıyıda gül rengi şarap içerken;
Sedefli bir kabuk açıldı karşımızda;
Sabah müjdecisi çıkıverdi içinden.

 
Eşi dostu verdik birer birer toprağa;
Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.
Sen, yorgun katır, hala bu kalleş çöldesin;
Sırtında bunca yük, yürü bakalım hala.

 
Dert içinde sevinci bul da yaşa;
Haksız düzende haklı ol da yaşa;
Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
Varından yoğundan kurtul da yaşa.

 
Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;
Her istediğini onda ara, onda bul.
Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
Koy canını ortaya, soyulursan soyul.

 
Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.

 
En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
İyilik seven kötülük edemez zaten.
Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:
Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.

 
Gök yaban gülleri döküyor eteğinden
Bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen
Gül şarap dolsun kadehimin lalesine
Mor buluttan yere yaseminler düşerken.

Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler

 
Geçmiş günü beyhude yere yad etme
Bir gelmemiş an için de feryad etme
Geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbad etme

Türkçesi: Orhan Veli Kanık
Hayyam, Seçme Şiirler, S. 4, Akdeniz

 
Bu şarabı dilenci içti, bey oldu gitti.
Bu şarabı tilki içti, aslan kesildi.
Bu şarabı ihtiyar içti, oldu delikanlı.
Delikanli içti, ömrü bi uzadı, bi uzadı, bi uzadı.


 
Doyacak kadar aşın varsa,
başını sokacak bir damın,
insanoğluna kulluk etmiyorsan,
başkasının sırtında değilse geçimin,
tamam, güneşli günler içindesin.

Türkçesi: A. Kadir, Bugünün Diliyle Hayyam

 
Bir gün yıkılır saltanatın, yapma güzel;,
Fırsat sana el vermiş iken, ver bize el.
Bir ülkeye benzer bu güzellik, sonu yok,
Bir gün çıkar elden; hadi, lutfetmeye gel!

 
Tan rüzgarı esmiş, düşmüş gül etekten.
Bülbül güle tutkun, hem öylesi içten.
Kalk, içkini doldur, savrulmada dallar;
Sönmüş göreceksin, gül, bir sabah erken.

 
Ben, gönlü temiz insana kurban olayım.
Gezsin başım üstünde benim, hoş tutayım.
Ham insanı al karşına, söylet azıcık,
Dön, sonra cehennem ne imiş, gel sorayım.

 
Bir solukluk canımız var, o da saki, senden.
Gerçi hoşlanmadı halk, gitti ne yapsak, bizden.
Kalan içkim geceden bir yudum ancak, bilirim.
Yaşamından, ama kaç gün geri kalmış; bilmem.

 
Düşmüş feleğin çarkına, hep fırlanırız,
Sizler onu esrarlı fenermiş sanınız.
Evren koca fanus ve güneş lambasıdır.
Bizler de biçim, simge, bireyler kalırız.

Türkçesi: Rüştü Şardağ, Bütün Yönleriyle Hayyam Rubaileri

 
Biliyor musun, selviyle süsenin hürriyeti neden dillere düştü,
neden yollara yayıldı? Süsenin on dili vardır, ama gene de
susmaktadır; selvinin yüz eli vardır, gene de eli kısadır,
bir yere uzanmaz.

Açıklama
Selvi - Süsen - Hürriyet:
Selvi uzayıp giden, sağa-sola eğilmeyen bir
ağaç olduğu için edebiyatta hürriyeti temsil eder
olmuştur. Süsenin de, çiçek yapraklarının her
biri, bir dile benzetilmiş, fakat söz söyleyemediği
için susmak timsali sayılmıştır.

Hayyam, selvinin elleri - kolları var; fakat
bir yere uzatmıyor; süseninde dili var; fakat
bir söz söylemiyor; onun için hür bunlar demekle,
devrinde sağ - esen kalmanın, bir yere el
uzatmamakla, bir söz söylememekle mümkün
olabileceğini de anlatmış oluyor.

Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 130,198

 
Ey gül, sen, bir gönül kapanın, bir sevgilinin yüzüne benziyorsun; ey şarap, sen cana canlar katan bir dilberin la'l dudaklarını andırıyorsun. Ey benimle; kavga edip duran baht, her solukta daha da yabancı davranıyorsun bana; sen, bir bildiğe benziyorsun.

Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 71

 
Geçici aşkın tadı-tuzu yoktur, köz olmuş, yarı sönmüş ateş
gibi bir parlaklığı, bir ısısı yoktur. Aşık olan kişinin yıllar, aylar,
boyunca gece-gündüz ne rahatı-kararı olmalı, ne yeyip ne içmesi.

Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 109
 
Dostum boş yere dünya gamını yeme; boş yere şu yıpranmış dünyanın derdiyle dertlenme; olan oldu, geçen geçti; olmayansa daha belirmedi; hoş olmaya bak; olanın, olmayanın gamına dalma.

Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 134
 
Aklını başına al; zaman pek kötüdür; tozu dumana katmadadır; emin olarak oturma; devranın pençesi pek yırtıcıdır; zaman, ağzına baklava koysa, helva verse sakın inanma; zehirlidir o baklava; ağıyla karışmıştır o helva.

Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri
 

 

Hayyam, eskiyi bilir, zamanını görür, yarını düşünür; geçmişin hasretiyle geleceğin özlemini birleştirir.  ...İnsanoğlu, Hayyam'ın rubailerinde, kendisini, kendisinin çeşitli, birbirine zıt hallerini görmüş, şüphesini, ye'sini, aşkını, özlemini duymuş, hıncını almış, gözyaşını silmiş, sevgilisinin yüzünün yumuşaklığını hissetmiş, hayatın boşluğunu kavramış, geleceği özlemiştir; Hayyam'ın rubailerini okuyan Hayyam'laşmıştır...
Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 41
 
     Dün özledim de seni coştum birden bire; 
     Çıktım senin yerin dedikleri göklere. 
     Bir ses yükseldi ta yukarıda, yıldızlardan: 
     Gafil, dedi; bizde sandığın Tanrı sende!
 
     Dünyada ne var, kendine dert eyleyecek
     Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek
     Zümrüt çayır üstünde, sefa sür iki gün ...
     Zira senin üstünde de otlar bitecek .
 
      Kim Sen`in yasanı çiğnemedi ki, söyle?
      Günahsız bir ömrün tadı ne ki, söyle?
     Yaptığım kötülüğü, kötülükle ödetirsen Sen,
      Sen ile ben arasında ne fark kalır ki, söyle?
 
      Gökte bir öküz varmış, adı Pervin;
      Bir öküz de altındaymış yerin.
      Sen asıl iki öküz arasinda
      Tepişmesine bak şu eşeklerin!
 
      Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok,
      Kızıl dudaklar, mis kokulu şarap yok,
      Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok,
      Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok....
 
     İnsan bastığı toprağı hor görmemeli
     Kimbilir hangi güzeldir hangi sevgili
     Duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
     Ya bir şah kafasıdır , ya bir vezir eli!
 
    Bir elimizde mushaf bir elimizde kadeh,
     Kimi helale yönelmedeyiz, kimi harama
     Şu ham olgunlaşmamış kubbenin altında
     Ne mutlak kafiriz biz, ne tam Müslüman
 
     Ben ne camiye yararım ne havraya
     Bir başka Hamur benimki başka maya
     Yoksul, gavur, çirkin orospu gibiyim
     Ne din umurumda, ne cennet ne dünya
 
     Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim
     Ceyhun nehri kanlı gözyaşımızdır bizim
     Cehennem boşuna dert çektiğimiz günler,
     Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim
 
     Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
     Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
     Şu durmadan kurulup dağılan evrende
     Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!
 
     Dünya, yıldıramazsın beni ne yapsan
     Ölümden de korkmam, er geç ölür insan
     Ölmemek elimizde değil ki bizim
     İyi yaşamamak, beni tek korkutan.
 
     Bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona?
     Sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana
     Bir gününü sevgisiz geçirdinse yazık
     En boş geçen günün, o gündür, inan bana.
 
     İnsan soyu, varlıktaki gizliliğin bilmez.
     Hem aslı nedir, faslı nedir; nicesin bilmez.
     Herkes gücü yettikçe mırıldanıyor amma,
     Cevher nicedir; kimse onun değerin bilmez.
 
     Ey sevgili, dünyada şu pergel gibiyiz
     Baş ayrı, ayaklar yapışık devredeyiz
     Bir dairedir döndüğümüz nokta, bu gün
     Yarın kara toprakta gelir, birleşiriz.
 
     Kafanda bilgiye yaslanma, yapma caka
     Hünerle dolsa başın, sanma kimse baka
     Sözünde durda yücel, rütbelen a gözüm
    Adamlığın birinci şartı bence vefa.


Bir put demiş ki kendine tapana:
     Bilir misin niçin taparsın bana?
     Sen kendi güzelliğine vurgunsun:
     Ben ayna tutar gibiyim sana.

     Şarap içip güzel sevmek mi daha iyi,
     İki yüzlü softaları dinlemek mi?
     Sarhoşla aşık cehenneme gidecekse,
     Kimselerin göreceği yoktur cenneti.

     Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
     Tekkede, manastırda eremezsin.
     Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
      Cennetin, cehennemin üstündesin.

     Dostunu erkekçe seven kişi
     Pervane gibi özler ateşi:
     Sevip de yanmaktan kaçanların
     Masal anlatmaktır bütün işi.

     Leyla isteyen kişi Mecnun olmalı;
     Kendinden de, dünyasından da geçmeli.
     Sevenlerin sofrasına çağrılınca
     Ben körüm, ben dilsizim demeli.

     Benim halimden haber sorarsan,
     Bir çift sözüm var sana, yürekten:
     Sevginle gireceğim toprağa,
     Sevginle çıkacağım topraktan.

     Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;
     Şimdi: Çekil önümden, diye ferman edersin;
     Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;
     Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin? 
     Hikmet çadırını kuruyorken Hayyam,
     Gam putasına düştü de, yandı nakam
     Kesti direğin iplerini ah ecel, 
     Takdir onu bir pula sattı encam. 
    Yer yaygarasına düşüp ölenler görüürüm,
    Yer altına girmiş çürüyenler görürüm.
     Yokluk çölüne her ne zaman baktıysam, 
     Yok bir gelen, amma ki gidenler görürüm.
     Her ilmi gönül anladı, bildi demişim, 
     Cehlim ne kadar az diye mağrur imişim, 
     Heyhat akıl gözüyle baktım, gördüm; 
     Geçti ömür anladım ki, hiç bilmemişim.
     Dünya ile uzlaşanları dinleme sen,
     Halis şarap iste, iç güzel ellerden, 
     Hep gitti birer birer, yücelmiş erler,  
     Yok bir gelen amma ki giden tenlerden.
     Derler ki, gider cahime aşık, sarhoş, 
     Bir söz ki, gönlüme gelir pek na hoş, 
     Sarhoş ile aşık cehennemlikse eger,  
     Cennet avucumdur, içi ama bomboş.

 


 
 

Yürek
Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ona
Sevmek haram yüreğinde ateş olmayana
Bir günü sevgisiz geçirdinse yazık
En boş geçen günün o gündür inan bana
 
Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmis, hiç bir şey bildiğim yok.
 
Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti ?
 
Dostunu erkekçe seven kişi
Pervane gibi özler ateşi:
Sevip de yanmaktan kaçanların
Masal anlatmaktır bütün işi.
 
Yazık, gönül derdine derman bulamadı
Canım dudağıma geldi canan gelmedi
Dünyadan habersiz sona ermekte ömrüm
O aşk efsanesi hala sona ermedi.
 
Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.

 
Bu zamanda az dostun olsun, daha iyi.
Herkesle uzaktan hoşbeş edip geçmeli.
Can gözünü açınca görüyor ki insan
En büyük dü ? Maniymiş en çok güvendiği.
 
Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam?
Ben haramı helali karıştırmam:
Seninle içilen şarap helaldir,
Sensiz içtiğim su bile haram.
 
Bugün

Bugün benim gibi sevdalı varmı ?
Bugün benim gibi deli ?
Yerlere serilmiş yüreği kan içinde.
Ben değilsem kim şu adam ?
Bir zamanlar vardım , ben bendim.
Bu gün var olan neyin nesi ?
 

Rübai I

Geldimse bu dünyaya ne bulmuş dünya ?
Gitsem de eğer kıymeti eksilmez ya !
Bir kimse çıkıp da anlatıp söylemedi
Gelmekte ve gitmekteki hikmet ne ola ?
 
Rübai II
Dal goncayı bir sabah açılmış buldu ,
Gül melteme bir masal deyip savruldu
Dünyada vefasızlığa bak; on günde
Bir gül yetişip, açıp, solup kayboldu.
 
Rübai III
Tenden çıkagörsün hele bir kez canımız,
Tuğlayla kapar üstümüzü, dostlarımız .
Bir başkasının kabrini örtsün diyerek
Bir günde bizim, tuğla olur toprağımız.   
 Ömer Hayyam
Ömer Hayyam (Ebul Feth Ömer bin İbrahim), Selçuklu döneminde yetişen ünlü şair ve bilgindir. 1044 yılında Nişabur'da doğdu. Düzenli bir öğrenim gördü. Mantık, felsefe, matematik ve astronomi konularında çalıştı. Horasan'ın büyük şehirlerinden Belh, Buhara ve Merv'i gezdi. Bir aralık Bağdat'a gitti. Büyük Selçuklu sultanı Melikşah'tan çok yakınlık gördü. Saraylarda toplantılarda bulundu. Çeşitli bilimlerde çok sayıda değişik eserler verdi. Rubaileriyle ün kazandı. Rubai türünün kurucusu sayılır. İki yüz kadar olan rubailerinde açık, akıcı, yumuşak ve anlaşılır bir dili vardır. Akılcı bir bilgindi. Aynı zamanda çağının en iyi bir matematikçisiydi. Rubaileri ve diğer eserleri batı dillerine çevrilmiştir. Çok güzel olan matematik çalışmaları ve buluşları da vardır. 1123 yılında ölmüştür.  


Bahar geldi; başka bir şey istemem kafamda;
Hele akla hiç yer vermem bahar soframda;
Şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:
Söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.
Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!
Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler
Şarap sonsuz hayat kaynağıdir, iç;
Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
Gamı yakar eritir ateş gibi,
Sağlık sularından şifalıdır, iç.
Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.
Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler
Gök yaban gülleri döküyor eteğinden
Bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen
Gül şarap dolsun kadehimin lalesine
Mor buluttan yere yaseminler düşerken.

Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler Dün gece usul boylu sevgilim ve ben,
Bir kıyıda gül rengi şarap içerken;
Sedefli bir kabuk açıldı karşımızda;
Sabah müjdecisi çıkıverdi içinden.
Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler
Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
Kopup dallarından toprak olmadalar her gün.
Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler Bu şarabı dilenci içti, bey oldu gitti.
Bu şarabı tilki içti, aslan kesildi.
Bu şarabı ihtiyar içti, oldu delikanlı.
Delikanlı içti, ömrü bi uzadı, bi uzadı, bi uzadı.
Türkçesi: A. Kadir, Bugünün Diliyle Hayyam
Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.
Sabahattin Eyuboğlu, Hayyam Bütün Dörtlükler Geçmiş günü beyhude yere yad etme
Bir gelmemiş an için de feryad etme
Geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbad etme

Hayyam, Seçme Şiirler, S. 4, Akdeniz
Ey gül, sen, bir gönül kapanın, bir sevgilinin yüzüne benziyorsun; ey şarap, sen cana canlar katan bir dilberin la'l dudaklarını andırıyorsun. Ey benimle; kavga edip duran baht, her solukta daha da yabancı davranıyorsun bana; sen, bir bildiğe benziyorsun.


Ben Düşündükçe Var Dünya Ben Yok, O da Yok!... 

 


Ey kara cüppeli senin, gündüzün gece, Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere. Onlar yaratanın sanatı peşindeler; Senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde...

Ömer Hayyam
Derleyen: Asuman Tümer

Sabahattin Eyüboğlu çevirileri ile bambaşka bir zevkle okunan ''Hayyam'ın bütün dörtlükleri,'' Cem Yayınları'na ait. 1986 baskısı bu kitap, doğudan yükselen bir ışığın, batıda hayata geçişini anlatıyor.
Hayyam, doğulu bir düşünce ve şiir adamı olmasına karşılık, daha çok batıda gerçek değerini bulmuş, büyük bir düşünür olarak kabul edilmiştir.

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok, Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok, Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok, Ben düşündükçe var dünya, Ben yok, o da yok!

Abdülbaki Gölpınarlı'nın araştırmalarına göre Hayyam, 1121-1122 yıllarında ölmüştür. Bundan 500 sene sonra Descartes; ünlü ''Düşünüyorum, o halde varım'' sözünü söylediğinde, aslında yeni bir şey söylememiştir. Hayyam kendi çağına yüzlerce yıl sonra yazılan dünya çapında ünlü eserlerin hemen hepsinde kendini gösterir.

Şu testi de benim gibi biriydi;
O da bir güzel vurgun dertliydi,
Kimbilir, belki boynundaki, kulp da
Bir sevgilinin bembeyaz eliydi.

Shakespeare'in ünlü eseri Hamlet'in mezarlık sahnesindeki konuşmalar, hemen hemen aynı şeyi söyler. Hayyam, Yunan filozofisine yakındır, başkalarından çok kendini söyler, dünya ötesini inkar eder. Bilgin olduğu halde bilimden kuşkulanır.

Yaşamın sırlarını bilseydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın; akılsız, neyi bileceksin?''

Zamanında, yıldızlar bilgisi, dörtlükleri, herkesten başak ünlülüğü ile tanınmış bilgedir. Doğuda, ermiş bir din adamı, yada sadece şarap içen bir keyif adamı olarak görülürken. Batı onu Devrimci ve Filozof olarak tanımlamıştır.
Hayyam batıda kendini aşmaya, doğuda kendini silmeye götürmüştür. Bütün kendini aşan sanatçılar gibi bugün kültürün saygı gördüğü, geliştiği yerin batının adamıdır. ( Sabahattin Eyüboğlu) Hayyam'a göre şarap; hayattır.

Yaşamak; yaşamdan zevk almak, doyasıya hayat şarabını içmektir.

Hayyam, bağnaz ve geri düşüncenin, yaşamayı haram derecesine, dünyanın güzelliklerine reddedercesine, insanı yaşarken öldürmek istemesine karşı çıkmış, şarapla özleştirdiği hayat, ''An'' da ve farkındalık içinde yaşamayı söylemiştir.

Dinle dinsizliğin arası tek soluk,
Düşle gerçeğin arası tek bir soluk,
Aldığın her soluğun değerini bil,
Bütün yaşamak macerası tek bir soluk...

Kim demiş, haram nedir bilmez Hayyam
Ben haramı helali karıştırmam,
Seninle içilen şarap helaldir,
Sensiz içtiğim su bile haram...

Tanrı'nın varlığı ve bize sunduğu hayatı, yaşamanın tadını, yine Tanrı'yla birlikte tatmak ister. Ona ulaşmada ya da onunla birlikte oluşta, kimseyi koymaz araya...

Yetmiş iki ayrı millet, bir
o kadar da din!
Tek saygısı seni sevmek
benim milletimin;
Kafirlik, müslümanlık neymiş,
Sevap, günah ne?
Maksat senin, araya
Dolambaçlar girmesin.

Dün geldi: ''Nedir aradığın?''
Dedi bana.
Bensem, ne bakarsın o yana bu yana?
Kendine gelde düşün, içine iyi bak:
Ben senim, sen ben; Aranıp durma boşuna!

Dün özledim de seni coştum birden bire;
Çıktım senin yerin dedikleri göklere.
Bir ses yükseldi ta yukarıda, yıldızlardan
''Gafil'' dedi.
Bizde sandığım Tanrı sende!

Hayyam'ın bundan bin yıl önce, bu çıkışların yapılması imkansız gibi görünse de, öyle çıkışları vardır ki, bazen onun söylemediği düşüncesine kaptırır araştırmacıları. Kendini fahişeye benzettiği dörtlük öylesine saldırgan bulunmuş ki, onun olmadığı bile düşünülmüştür. Şeyh fahişeye demişki;
''Unutmaz kadın!
Hergün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.''
''Doğru demiş fahişe,
''Ben öyleyim ya sen?
Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?

Birbirinden güzel dörtlükleri defalarca okunabilen Hayyam; Birgün isyan eder, bir gün durulur.

Ah Tanrı dünyayı yeniden yarataydı,
Yaratılırken beni de yanında tutaydı,
Derdim, Ya benim adımı sil şu defterden,
Ya da, benim dileğimce yarat dünyayı.''

Kaçırılan her anı kıymetli sayar, anda yaşar, anı kucaklar.

Her sabah yeni birgün doğarken
Bir gün gelir eksilir ömürden
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelir.

''Bir sır daha var, çözdüklerimizden başka
bir ışık daha var, bu ışıklardan başka
hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye;
bir şey daha var, bütün bu yaptıklarından başka.''

Ne mutlu düşündüğünü bu kadar rahat söyleyebilene.
Sabahattin Eyüboğlu

Kaynak: S. Eyüboğlu, Ömer Hayyam'ın bütün dörtlükleri.

 

Bir çift sözüm var sana, yürekten;
Sevginle gireceğin toprağa,
Sevginle çıkacağım topraktan:
Seni softaların softaları seni!
Seni cehenneme kömür ocası seni!
Sen mi Hak'tan rahmet dileyeceksin bana?
Hak'ka akıl öğretmek senin haddine mi?

Derler ki, bilir hakikati yüzlerce feylesof,
Bir kısmı şevk ve şüphede, bir kısmı hayli kof;
Aksetmiyor çoğunda fikirler ayan beyan,
''Hayyam'' imiş hakikati az çok fısıldayan.
Yahya Kemal Beyatlı

İranlı filozof olan Ömer Hayyam, aynı zamanda şair ve matematikçidir. Hayyam takvimde reform yaptı, üçüncü dereceden denklemleri inceleyen ve denklemlerin sınıflanmasını içeren kitap yazdı. İki koniğin ara kesitini kullanarak, üçüncü dereceden her denklem tipi için, köklerin geometrik çizimi (pozitif) bulunduğunu ve köklerin varlı koşullarını tartıştı. Koşullar kavramıyla ilgilendi. EUkleides koyutunu kanıtlamaya çalışırken, bu koyutla dörtgenin, dolayısıyla üçgenin açıları toplamı arasındaki bağlantıyı buldu.

Şüpheci düşünceleri dile getirmede, eski nazım biçimini kullanan ilk şairdir.
Edward Fitzgerald; 1859 da Farsça'dan İngilizce'ye çevirdiği rubaileri batıya tanıtmış, dünya çapında ses getirmiş, büyük bir düşünür filozof olarak kabul edilmiştir.

Hayyam hayata dair hemen her şeyi söylemiştir. Öyle ki sanki söylenecek pek bir şey kalmamış gibidir. Varoluş ve farkındalık, uzayın keşfi, dünya hayatı, Tanrı sevgisinin büyüklüğü, gerçek aşk ve gerçek onun dörtlüklerinde; zaman zaman gülümsetir, zaman zaman düşündürür.

Ben şarap içiyorum, doğrudur;
Aklı olan da beni haklı bulunur;
İçeceğimi biliyordu Tanrı,
İçmezsem Tanrı yanılmış olur;

Tanrı'ya öyle yakın hisseder ki kendini, keyif aldığı her an, yaşadığı her mutlulukta, Tanrı onun yanındadır.

''Meyhane''ve ''Şarap'' zevkle yaşanan hayatın ta kendisi, simgesidir.

Sensiz camide, namazda işim ne?
Seninle buluşma yerim meyhane.
Benim sevmem de böyle yüce Tanrı!
İstersen kaldır at cehennemine.

Şarabın adı kötüye çıkmış, kendi hoş,
Hele bir güzelle içersen daha hoş;
Harammış şarap, olsun. Bana göre hava hoş:
Hem bana sorarsan, haram olan herşey hoş.

Bazen şüphededir sorar; ''bu dünya, öbür dünya nedir?'' diye... Vadedilen huri ve şarap neden bu ömürde yasak edilmiştir diye?

Tanrı cennette, şarap içeceksin der:
Aynı tanrı nasıl şarabı haram eder?
Hamza bir arabın devesini öldürmüş
Şarabı yalnız ona haram etmiş peygamber.

Benden Muhammed Mustafa'ya saygı ve selam!
Deyin ki, hoş görürse bir şey soracak Hayyam:
Neden yüce efendimizin buyruklarında,
Ekşi ayran helal de, güzelim şarap haram?
Benden selam Hayyam'a demiş peygamber;
Sözlerimi yanlış anlamışsa çiğlik eder:
Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
Haramlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.

İnsanla Tanrı arasına girmeye çalışan sınıfa çıkışır;

İçin temiz olmadıktan sonra
Hoca hacı olmuşsun kaç para!
Hırka, tesbih, posta, seccade güzel:
Ama tanrı kanar mı bunlara?

İnsan son nefese hazır gerekmiş:
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz;
Böylece dirilirsek işimiz iş.

Dünya gerçeklerine sırt çevirmez.
''Bir lokma, bir hırka'' felsefesine karşı gelir.

Aklı olan paraya değer vermez,
Ama parasız dünya da çekilmez:
Eli boş menekşe boynunu büker,
Gül, altın kasede gülmezlik etmez.

Hiçten gelip hiçe gidişi, doyasıya yaşamayı her an ellerimizin arasından akıp giden hayatı anlatır.

Bir su, bir damla suymuşuz, bele düşmüşüz;
Şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz;
Yarın yel savuracak toprağımızı:
İçelim, hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz

Şarap ve kadehin hayat ve insan olduğunu anlatan dörtlüğü, sonradan sayısız filozof tarafından başka sembollerde tekrarlanmıştır.

Bu kadeh bir bedendir, cana gebe!
Bir yasemindir, erguvana gebe!
Hayır; yanlış; ne odur, şarap, ne bu:
Bir sudur; bir su ki yangına gebe.

Kendimden geçtikçe gelirim kendime,
Alçalırım çıktıkça yüksek yerlere.
En garibi, içimden sarhoşum da ben,
Ayılırım her kadehi her kadehi devirdikçe.

Ve kendini bilmek... dünyayı saran cehaletin baş tacı edilişi ve sayılarının fazla oluşundan dolayı oluşturdukları sayısal güç... Değerlerin yer değiştirişi karşısında kendini bilebilmek.

Dünya üç beş bilgisizin elinde;
Onlara her bilgi kendilerinde
Üzülme; eşek eşeği beğenir
Hayır var sana, kötü demelerinde.

Kaynak: S Eyüboğlu. Hayyam . Büyük Larousse