Seni bir kuklaya çeviririm ve sen de kendini dünyanın en mutlu “insanı” sanmaya başlarsın... Bense yalnızlığın en yalnız haline geçerim.
Yapabilecek kadar zeki, yapmayacak kadar akıllıyım.
Bölüm 1
Yapabilecek Kadar Zeki
Bir insanı esir etmenin yolu, ona istediği şeyi, istediği zamanda vermekten, duymak istediğini söylemekten, duymak istemediğini söylememekten, görmek istediğini göstermekten, görmek istemediğini göstermemekten vb. geçer. Sorun şudur ki; insanlar istek ve davranışlarda pek nadiren gerçekten samimidirler. Tüm insanlar oynar. Hatta o kadar kaptırırlar ki; kendi oyunlarına inanırlar. Bu kimsenin suçu değildir. İşte zeka burada devreye girer. Tam ve doğru bir algı ile hareket edebiliyorsan, karşındakinin isterse farkında olarak, isterse farkında olmadan içinde bulunduğu oyunu çözebilmişsen, ruhunun derinliklerindeki gerçek insanın istek ve davranışlarını, oyuncunun istek ve davranışlarından ayırt edebiliyorsan; o insan –ya da oyuncu mu desem? Artık senin kuklan olur.
Kendinden ölç. Yaptığın işi samimiyetle takdir eden bir insanın sesini duymak seni hiç mutlu etmedi mi? Hiç “aynen senin gibi düşünen” bir insanla karşılaşmaktan keyif almadın mı? Tam da aklından geçen soruya, daha sen sormadan gelen cevap içini titretmedi mi?
Şimdi bir an paranoyak ol, seni samimiyetle takdir eden ses aslında yalan söylüyordu... aynen senin gibi düşünen, hiç de senin gibi düşünmüyordu... ve aklından geçen soruya verilen cevap sadece daha önceki cümle ve davranışlarının zekice bir analizi sonucu oluşturulmuş matematiksel bir formülün eşitliğinden ibaretti. Hepsi yalandı, boştu ve anlamsızdı. Ama ne fark eder? O kadar gerçektiler ki, hala gerçekler. Şu anın rüya olduğunu düşün. Aslında bu yazı yok. Ama okuyorsun... yani gerçek. Nasıl ayırt edeceksin?
Güzel taraf şudur. Bir yalan, gerçek kadar iyi ise; artık gerçektir.... ve zeka yeterince gerçek yalanlar söyleyebilecek kadar yetkinse; artık gerçeği o yaratır.
Bölüm 2
Yapmayacak Kadar Akıllı
Ama zeka ve aklın bendeki karşılığı şudur. Zeka bir alettir. Mesela bir İsviçre çakısı. Zekan ne kadar gelişkinse çakında da o kadar çok alet, edavat, fonksiyon bulunur. Ama yine de çakıyı kullanacak bir el lazımdır. İşte bu da akıldır. Dolayısı ile çakı ile konserve de açabilirsin... kıçına da saplayabilirsin. Akıl zekayı faydalı kullanma yetisidir.
Seni bir kuklaya çevirmek belki seni mutlu bir kukla yapar ama ben bir kukla ile olmak istemem. Zaten yalnızlık kuyusunun, yukarıdaki ipin izin verdiği en derin yerindeyim. Daha derine gitmek ipi bırakmaktır. Seni bile bir kuklaya çevirdiğim gün, artık mücadele etmem gereken bir “Sen”in bile olmadığı yalnızlığın cehennemi dibine doğru ipi bıraktığım gün olacaktır.
Geri dönülmez, dönülemez yalnızlık hali...
Bu yalnızlık halini göğüsleyebilecek, ne zekaya, ne akla ne de cesarete sahibim...
İşte yukarıdaki cümlede betimlenmiş halimin analizini yapacak kadar akıllı olmam, ipi bırakmamı engelliyor... ve aynı akıl kulağıma ipi bırakırsam Tanrı olabilme olasılığını da fısıldıyor.
Ama ne de olsa ben de ilkokula gittim ve bana da “akıllı ol evladım” dediler... Onun için ben de akıllı olmaya devam ediyorum...
En azından şimdilik...
Melik Çelikoğulları (Mart 2006) |